 |
Grafik
Tasarım dergisi
Sayı: 32, Eylül - Ekim 2009
Röportajı yapan: Turan Asan |
-Cemil Cahit mizah çizerliğine
nasıl başladı. Hangi mizah dergilerinde çalıştı. Bu dergilerde
ne tür çalışmalar yaptı. Daha sonra grafik tasarımcısı olmaya
nasıl karar verdi?
İlk karikatürüm Gırgır dergisinde 1977'de yayımlandı.
O gün Güzel Sanatlar için İstanbul'a gelmiştim. Üç-beş ay sonra
Politika gazetesinde mizah sayfası hazırlayan ekibe katıldım.
Daha sonra 79'da sendika afişçisi olarak işe alındım. Karikatürcülükle
afişçilik birlikte sürdü. 82'de Gırgır dergisine çizer olarak
girdim. Öğrenciliğim boyunca çizer olarak çalışmaya devam ettim.
Gırgırla birlikte bağlı yayınlarda çizdim. 87'ye kadar sürdü.
Sadece grafikle uğraşacağım diye karar verip ayrıldım. 90'da
Limon dergisine başladım. Kapak, politik karikatürler ve çizgiromanların
yanı sıra, "Vahbulut" koşesini ve kendime ait "Nebula"
köşesini çizdim. Limon dergisinden birlikte ayrıldığımız grupla
birlikte kısa bir süre Nankör dergisini çıkarttık. Burada logo
ve dergi tasarımını yaptım. Yine benzer şeyler çizdim. Aynı
grupla 92'de şirketleşip Deli Dergisini çıkarttık. Bu dergiyi
de ben tasarladım. Politik sayfa çizimleri, kapak ve çizgiromanların
yanısıra "Nebula" köşesine devam ettim. Sonra tekrar
yoğun tasarım işlerine döndüm. Bir yandan da kent çizimleri
yapmaya başladım. Bir broşür-kitapçık bile yayımladım. Bu çizimler
ve bağlı tasarım işleri hala yapıyorum. Hatta bir sitem de var.
www.kentgorunumleri.com
Daha sonra 2004-2006'da Hayvan Dergisinde leke tarzında "Dingbat"
isimli köşeyi hazırladım. 2009 başından beri de Express Dergisinde
"Leke Oyunları" sayfasını çiziyorum. Çizgi serüvenim
böyle.
Tasarımla beraber çizgi işleri hep paralel gitti. Zaman zaman
birinden diğerinin ötekine nazaran öne çıktığı oldu ama ben
hep grafikçiydim. - Leke
oyunları çalışmalarınız ve kitabınız nasıl ortaya çıktı. Bu
yapıtlarınıza neden "Leke Oyunları" ismini verdiniz.
Ayrıca bu esprili çalışmalarınızı grafik olarak hangi isimle
adlandırıyorsunuz "grafik mizah" yada başka bir tanımla
mı?
Bir dönem pastel boya ile çalışmalar yapıyordum. Bir kısmı posta
kartı, takvim vb. tasarımlarda kullanıldı. Onlar da biraz esprisi
olan renkli, ışık- gölgeli kütlesel işlerdi. Çok keyif alarak
yaptığım işlerdi. Bu çalışmaların taslakları siyah beyaz olarak
birikip çoğalınca, illüstrasyon font olarak düzenlemeye karar
verdim ve teknik olarak da ona uygun çalışmaya devam ettim.
Ama esas isteğim bu lekelerden bir kitap yapmaktı. Daha anlaşılır
ve daha esprili olanlardan Hayvan Dergisinde tam sayfa bir köşe
hazırlamaya başladım. Daha sonra bunların sergilenmesi gündeme
gelince serginin adı olarak "Leke Oyunları" ismini
buldum. "Kelime oyunları" çağrışımından ortaya çıkmıştı.
Bu isim bu tür çalışmalarımın ismi oldu artık. Çünkü her ay
hazırladığım sayfanın ve bu işlerle ilgili (www.lekeoyunlari.com)
sitemin de adı oldu. Leke Oyunları kitapçığı da sergi için hazırlanmış
bir kitapçık. Yukarıda sözünü ettiğim kitap değil.
Yaptığım işlere mizah denmesi hoşuma gitmiyor. Mizahın güncel
ve gelip geçici bir yanı var. Grafik mizah da hiç benimseyemediğim
bir kavram. Grafiğe bir dil olarak yaklaşırsak ve öyle algılarsak
ek kelime ve kavramlara ihtiyaç duymaz. Grafik, birbirinden
farklı nesne ve farklı biçimleri yanyana getirerek çarpıcı,
doğrudan anlatım yaratır. Mizah grafik dilinin kendi anlatım
yapısında vardır zaten. Benim yaptığım espri dozunu biraz daha
arttırmak. Burada yaptığım karikatür birikimi sayesinde espri
bulma yaklaşımımla mizahı daha da güçlendirmekten ibaret.
Yaptığım işlere "Esprili Lekeler" demek daha doğru
olur. Siz "esprili illüstrasyon" diyorsunuz. O da
olabilir. - Alışılagelmiş
geleneksel karikatür çizginin dışında bir uslup ve mizah anlayışıyla
yaratılan "esprili İllüstrasyonlarınız" dergide yayınlanınca
okurdan nasıl bir tepki aldınız?
Tepkiler olumlu. Çünkü hazırlarken en anlaşılırı bulana kadar
değiştiriyorum. İfade yok, renk ve çizgi yok, araç gereç üzerine
espri kurmuyorum. Biçim lekeden oluştuğu için birçok dezavantajı
var. Geriye espri kalıyor. Onun da güçlü olması gerekiyor. Bunu
bir ölçüde sağladığınızda gerisini okur kafasında hallediyor.
Belki de okura fazla görev verdiğim için kendini sürecin içinde
buluyor, farklı haz alıyor, olumlu tepki veriyor. Belki de farklı
işler arayışında olanlarla buluşuyorum. Onun içindir ki ancak
"marjinal" dergilerde yer bulabiliyorum.
- Eserlerinizde "kavram"
ile "espirili illüstrasyon" birlikte kullanılmış.
Bu süreçte hangisi hangisini oynuyor yada tanımlıyor? Yada ironisi
yüksek dozda olan "hınzırca" kurgulanmış bu esprilerin
anlaşılamaması kaygısı yüzünden mi başına bir "prospektüs"
koydunuz?
Temel dayanak leke. Lekeyi siyah-beyaz boşlukları ile birlikte
değerlendiriyorum. Buradaki lekeler kompozisyonlara fazla dönüşmeden,
amblem gibi, bir çırpıda okunabilen siyah-beyaz düzenlemeler.
Bu düzenleme biçimini yaratan da anlatmak istediğim kavram ve
kelimeler.
Altlarındaki tanımlayıcı kelimeler, işlere not düşme anlayışıyla
yazıldılar. Dergide yayımlanırken daha çok anlaşılır olmak için
ve herkesin aynı pencereden bakmasını istediğim için not düşüyorum.
Bir anlamda okuyucuyu nasıl bakması gerektiğine koşulluyorum.
Bu lekeler sadece not olarak yazdığım kelimelere değil, çeşitli
kelime ve fikirlere de uyum sağlayabilir.
Yaptığım lekelerle yazıyı grafik tasarım anlayışıyla birleştirseydim
başka birşey olacaklardı. Benim fikrim ve ifade alanım olmaktan
çıkacaklardı. Örneğin bir afişe benzeyecek, altına bir kurum
imzası gerekecek, baskı tekniğine uygun bir boyut içinde yer
alacak vs. Belki de bu söylediklerim işin özgün ifade aracı
olması veya tasarım işi olması arasındaki ince çizgiyi yansıtıyor
olabilir. - Yapıtlarınızda
figürlerin gülme, ağlama, acı çekme, şaşırma, kızma vb gibi
mimikler pek yer almıyor. Bunun nedeni bütün bu mimikleri izleyiciye
bırakıyor olmanız mı? Yoksa başka bir sebebi var mı? Yada bu
bir üslup mü?
Hepsi.
Bulduğum espri ve biçimi ayıklayarak en yalın haline sokmaya
çalışıyorum. Bunu yaparken önce atmosferi ortadan kaldırıyor,
"dekupe" olarak düşünüyorum. Kişiliklere ve ifadelere
yer vermiyorum. Asıl olarak daha derindeki yalınlığı arıyorum.
Bu vücut dilini de es geçtiğim anlamı taşımıyor. Çünkü figürlerin
birer gölgeye dönüşmesini de istemiyorum. Lekeyi minimum kullanarak
bazen etrafında ve boşluklarda oluşan beyazlığı da olayın içine
katmaya çalışıyorum. Amblem gibi düşünerek bir lekesellik sağlamaya
çalışıyorum. Aslında genel olarak bakarsak sadece bir ipucu
vermeye calışıyorum. Bir hammadde oluşturmaya uğraşıyorum.
Tabii ki çalışırken niyetinizi ortaya koyduğunuzda buna uygun
işler ortaya çıkıyor. Üslubunuz netleşiyor. -
Bir yapıtınızda Hacivat-Karagöz'ü eskrim oyuncularına oynatmanız
ilginç bir yaklaşım tarzı sergiliyor.
"Leke Oyunlarını" geleneksel
gölge oyunuyla bir buluşturma mı? ne dersiniz.
İlginç bir gözlem ama o niyetle yapmadım. Orada bir benzerlik
sözkonusuydu. Espri oluştururken biçimsel benzerliklerden çok
duygu benzerlikleri üzerine düşünüyorum. O zaman her bakana
göre çağrışım çeşitliliği sağladığımı sanıyorum. Ben de söylediğiniz
esprinin üzerine bu niyetle gittim. Bu topraklar üzerinde yaşayan
insanın düşünürken bu toprakların kültürel birikiminden, atmosferinden
etkilenmemesi mümkün olabilir mi? Gölge gibi şeyler yapmaktan
keyif almamın nedeni belki de budur. Gölge oyunu yapmak gibi
bir iddiam yok. Kendi kendine birşeyler yapan biriyim.
- Leke oyunlarını illüstrasyon font tasarımı
fikrinden yola çıkarak tasarlandığını ifade ederek, teknik
olarakta siyah beyaz olmak zorundaydı diyorsunuz.
Oysa çalışmalarınız ilk yaratılış amacından saparak sergi
salonlarında serginen eserler haline geldi. Bu çalışmalarınızda
teknik yada renk olarak deneysel bir takım çalışmalarınız
oldu mu ? olacak mı?
İllüstrasyon font olarak baktığınızda yapılanlar siyah-beyaz
ve çok yalın olmak zorundaydı. Bu da lekelerin ve yaptıklarımın
daha da yalın olmasına neden oldu. İlk başta, tasarıma dönüştüklerinde
ya da kullanıldıklarında daha sonra renklendirebileceğimi
düşünerek siyah beyaz yapıyordum. Zaten vektörel ortamda biçimlendiriyordum.
Devamında da leke dengesini daha iyi kontrol edebildiğim için
siyah beyaz yapmayı sürdürdüm.
Tasarımı yaparken açık-koyu dengesini iyi kurarsanız, büyütüldüklerinde
de küçültüldüklerinde de etkisini yitirmez, hatta renklendirdiğinizde
de değerinden kaybetmez. Aslında renkli işleri de iyi yapan
altındaki açık koyu dengesidir. İyi çözülmüş bir lekenin rengi
de kaldırabileceğini düşünüyorum.
Yeni hazırladığım sergide renkler de giriyor. Ama daha çok
zemin alanlarda kullanmayı düşünüyorum. Daha absürd figür
ve görüntüler yer alacak. Yazısız ve sözsüz olacak. Bu sebeple
yaptığım işlere renk girme ihtiyacı duydum.
Zaten serginin fikrini/konseptini bulup üzerine düşünerek
oluşturduğum projeler var. Çalıştıkça ilginç yerlere sürüklüyor.
Uygun sergi salonu bulma sıkıntılarını aşabilirsem sergileyebileceğim
birçok işim var.
- Eserlerinizde hem üslup hemde teknik
açıdan evrensel bir dile sahip olduğunu görüyoruz. Leke Oyunlarını
yurt dışında sergileme veya değerlendirme gibi çalışmalarınız
var mı?
Bunu söylüyorlar. Ama henüz işlerimi bu ülkede yeteri kadar
gösteremedim.
Sergilediğim işler birkaç aydır bir "stok"
sitesinden indiriliyor. Yerel olan esprileri ayıklayarak yüklemiştim.
Bizde hangileri beğeniliyorsa dünyanın her yerinde beğenilen
işlerimin de aynısı olduğunu izliyorum.
- Leke Oyunları web sitesinde çalışmalarınız
için "figürler ve formlarda ayrıntı olmaması basitçe
çözülmüş olmaları, yalın oluşları, siyah-beyaz olması ve basit
çoğaltma tekniklerinin kullanılması onları güçlü kılar"
tanımlamanız var.
Bütün bu tanımlar grafik sanatları
için de geçerli mi? Grafik ürünleri yalın olmak zorunda mı?
Bir kere böyle tanımlamamın nedeni, göz ucuyla bile algılanabiliyor
olmaları ve her çeşit ilkel çoğaltma tekniğine uygun olmalarından
kaynaklanıyor. Zaten ben istediğim için böyleler.
Grafik sanatlar deyince neyi kastettiğinizi bilmiyorum ama
birşey anlatmak ve iletmek istiyorsanız bu geçerlidir tabii
ki. Ancak bir çok akım ve görüşlere göre farklı da tanımlanabilir
bu. Çünkü teknolojiden ve çeşitli akımlardan çabuk etkilenen
bir alan grafik. Yeni ortaya çıkan anlayışları önce grafik
işlerde görüyorsunuz. Ayrıca ayrıntı olmaması yalınlık anlamı
taşımıyor. Nasıl ki ayrıntı çokluğunun görsel zenginlik olmadığı
gibi.
- Sanatçının entellektüel birikimi kreatif yetenekleri arttıkça
grafik ürünlerde daha minimalis yaklaşımlar sergilemektedirler.
Bu görüşe katılıyor musunuz? Sizce nedeni ne olabilir? Sizin
işlenizide bu yaklaşım var mı?
Bir kere her grafik ürün ortaya koyanın sanatçı olduğunu
düşünmüyorum. Minimalist yaklaşımla kastettiğiniz, her işteki
ustalaşmanın getirdiği gereksiz hareketlerden uzaklaşmış olmaksa
evet. Birikim ve deneyim arttıkça daha doğrudan ve daha kararlı,
koyduğunuz her renk ve çizgi daha gerektiği gibidir. Adı üstünde
ustalıktır. Ustalaştıkça gereksiz numaralara ihtiyaç duymazsınız.
Benim kuşağım minimalist bir grafik eğitiminden geçti. Ben
de öyle yaklaşıyorum. Ama yaptığım bu lekelerle daha ileri
gittiğimi düşünüyorum. Hatta gitgide patates baskıya benzer
işlere dönüştürerek espriyi daha çok öne çıkartmak ve daha
etkili kılmak istediğim oluyor. Mümkün olsa da boyama için
iskele kurup, boyamaktan vazgeçerek derdimi anlatabilsem.
Bir yandan çeşitli grafik akım ve yaklaşımla yapılmış işlere
tanık oluyorum. Bazılarından etkilendiklerim oluyor ve yaptığım
işlerin zeminleri, renkleri ve biçimleri ile oynamayı düşünüyorum.
Bir yandan da bunu öne çıkartan çalışmalar yapmak istiyorum.
Herhalde yaratma sürecinin çelişkileri bunlar olsa gerek.
- Grafikte yaratıcılığı nasıl değerlendiriyorsunuz
?
Grafik çok geniş bir alan. Birçok şeyle etkileşim
halinde bir disiplin. Ama hayatı, sanatı, iletişimi etkileyen
de bir dil aynı zamanda. İş böyle olunca grafikle uğraşırken
beslendiğiniz kaynakları da doğal olarak çeşitlemeniz gerekiyor.
Ben, kendi ifade alanlarını yaratarak bu kaynaklara kolay
ulaşılabilineceğine inanıyorum. Örneğin bir dönem çalıştığım
kolaj birikimi ve deneyimi, yine bir dönem yaptığım kitap
kapaklarının çıkış kaynağı oldu. Grafikçi, yaptığı işin farkında
olarak yapmalı. Teknik düzeyde kalmamanın yolu bu herhalde.
- Serbest Grafiğin, grafik dünyasına
nasıl bir etkisi var? Bunun önünün dünyada ve Türkiyede yeterince
açık olduğuna inanıyormusunuz?
Tanıtım, reklam, tasarım gibi alanlar grafik dilden yararlanarak,
anlatım çözümleri üretmeleri bir yana, görsel sanatların tümünde
yer alıyor. Reklam grafiği, basın grafiği, bilgisayar grafiği,
yazı grafiği, grafik resim vs. gibi sayabileceğimiz alanların
tümünde ortak bir dil var. Bu da grafik. Grafik dil diğer
sanatlardan ve teknolojik gelişmelerden serbest işlerden besleniyor,
gelişiyor. Dünyaya baktığımızda, Japon grafiği, Fransız grafiği,
Amerikan grafiği gibi tanımların olması, kendi kültürel birikimlerinin
grafik işlerinde etkili olmasından kaynaklandığını gösteriyor.
Tek tek dünya grafikçilerinin işlerindeki tutarlılığın, yine
geçmiş grafik birikimlerinin yanısıra diğer sanatlarla da
ilgili olmalarıyla açıklanabilir.
Grafik tasarımın her alanında üretilen işlerin, serbest çalışmaların
önünü açarak önem kazanacağı düşüncesi, bu alanda da üretim
yapma arzusu yarattı. Böylelikle kendimize ait alanlarda üretilen
işlerin, daha özgün tasarımlar yapmanın kapılarını açacağını
ve bu topraklardan çıkan grafik anlayışın doğacağını düşündürüyor.
- Grafik dünyasında yarattığınız hangi
tarz işler sizi mutlu eder?
Serbest grafik eserleri mi?
Yoksa reklam işleri mi?
Ayrıca serbest grafik ile reklam grafği arasında farkı bize
biraz açar mısınız hangi çalışmalar serbet grafik hangileri
reklam grafiği ürünleridir.
Yine bir önceki soruyla bağlantılı olarak "tasarım"
sanatın bizat kendisi midir? Grafik işler ne zaman sanata
dönüşür?
Doğrudan kendisi "ürün"
olan grafik işlere karşı ilgim var. Pazara sunulan
yüzlerce ürünün tanıtımları grafik tasarımla görselleşirken,
farklı etkilerde çeşitli grafik tasarım işleri ortaya çıkıyor.
Grafiğin tasarım yanı bir yana, "kendisi ürün olan grafik
işler " boyutu var.
Broşür tasarlama, katalog oluşturma, afiş yapma, amblem ve
logo biçimlendirme ve ilan hazırlama vb. gibi tasarım işlerinin
içeriğini, tanıtılması istenen ürünler oluşturuyor. Kendisi
ürün olarak pazarda yer alan grafik çalışmalar, grafikçinin
düşünsel ve düşsel yaratım alanına ait üretimi içeriyor. Grafiğe
konu olan, grafikçinin kendisi oluyor. Grafiğin tüm alanlarıyla
uğraşırken yaratıcı grafiğe ihtiyaç duyuyor ve ondan çok keyif
alıyorum. Grafiğin, kendi ürününü kendisinin yarattığı alanda
gelişmesi ile, grafik tasarıma da etki edeceğine inanıyorum.Sizin
burada kastettiğiniz serbest grafik ile grafik tasarım arasındaki
fark herhalde. Çeşitli haber ve ilanlarda "Grafik tasarım
sanatı" "Serbest grafik tasarım sergisi" "Tasarım
sanatçısı" vb. farklı kavramların yanyana kullanılmasının
bir kargaşa olduğunu düşünüyorum.
Grafiğin her alanında birşeyler üreten biri olarak, kendimce
şöyle formüle ettim:
- Grafik bir dildir. Özgün işlerden, tasarıma kadar geniş
bir alanı içerir.
-Ürün anlatımını ete-kemiğe büründüren grafik, aynı zamanda
doğrudan kendisi ürün olan işleri de yaratır.
- Broşür, katalog, afiş vs. tek tek işler, aslında yaratılan
bütünün parçalarıdır.
- Grafik bütünü çözer. Hikayesini kurar.
- Tasarım sanattan yararlanır. Sanat değildir. Grafik kişisel
ifade alanlarında sanata dönüşür.
- Grafik sanat yanıyla, diğer sanatlarla etkileşir ve etkiler.
- Grafik tasarım ve grafik sanatı ayrı kulvarlarda koşarlar,
aynı dili kullanırlar.
- Reklam dünyasında mizah yoğun bir şekilde
kullanılmaktadır. Buna rağmen esprili illustrasyonların basılı
medyada fazla kullanılmadığını görüyoruz, sizce reklamlarda
mizah olgusu neden kullanılır? Aynı zamanda basılı reklamlarda
neden esprili illustrasyonlar az kullanılmaktadır.
Espri anlatımın en çarpıcı ve en doğrudan yolu. Reklam dünyası
da bu etkiyi kullanıyor. Çünkü esprinin gözucuyla bile olsa
bakışı yakalama, saniyeler içinde derdini anlatma gücü var.
Ama bazı reklamlardaki esprilerin, espri mantığını tanımayan
kişilerin yapıp, onu anlayamayan müşterinin onayından geçtiğini
düşünüyorum. Belki de bu yaklaşım hedef kitlesine uygun düşüyordur.
Onu bilemem. Çünkü esprinin kültürel ve sosyal düzeyle doğrudan
ilişkisi var ama bir de espri bulma yöntemleri var. Ben esprinin
düzeyine değil bu yöntemlere bakıp onu arıyorum.
Reklamlarda esprili illüstrasyonlar ve karikatür gibi çizimler
az kullanılıyor olabilir. Fotoğraf ve kolajlarda çok kullanıldığı
gibi tipoğrafiyle oynayarak da espriler yapılıyor. Espri iletişimin
en kestirme yolu.
Keşke bir yanıyla grafikçiler kişisel ifade alanlarına yoğunlaşıp
deneysel bir üretim çeşitliliği yaratmış olsalar. Reklamcılara
karikatürcüler ve karikatürler dışında kullanabilecekleri
malzemeler çıkmış olsa.
- Kişiye özel kitap projenizden bahsedebilir
misiniz?
İlkine 2001 de başlamıştık. Dışarda örnekleri olan bir projeydi.
Bunu yeniden tasarımlayıp geliştirdik. Kitap resimlemeleri
ve genel tasarımları üzerinde çalıştım. İkincisi ise benim
de kurucusu olduğum tasarım şirketinin projelerinden biriydi.
Kitapları ben yazdım. Onları resimleyip projenin tüm tasarımlarını
yaptım. Amacım iyi tasarlanmış, özenle resimlenmiş çocuk kitaplar
yapmaktı. İş yanlış kişilerle yürümedi. Çocuk kitapları işinin
çok ciddiye alınmadığını düşünüyorum. Tasarımcılara ve çizere
yeteri kadar önem verilmeyen bir alan olarak görüyorum.
- Yeni projeleriniz var mı?
Projeler var tabii. Uğraştığım illüstrasyon ve tasarım işleri
dışında, yeni bir sergi için çalışıyorum. Hatta onun da arkasından
gelecek sergiye iş biriktiriyorum. Ayrıca sadece pazar günleri
linolyum baski ile uğraşıyorum. 2003'ten beri sürüyor. Projeler
bana yeni işler kazandırırken, yeni hedefleri de beraberinde
getiriyor. Projeler, hem işin kendisini yaratıp, hem de grafik
tasarımını çözmek ve bütünü kotarmanın hazzını verirken, grafikle
ilgili perspektifi daha da genişletmeme neden oluyor. Bu geniş
perspektif yeni ve farklı bir üretimin kapısını aralıyor.
Tasarımla sınırlı kalmadan dil olarak sınırlarını zorlayan,
en geniş alanda üretimi hedefleyen grafik anlayış, projeleri
çoğaltmakla mümkün ancak. Projeleri besleyenin ise serbest
işler olduğunu düşünüyorum.
|